Miras kalan bir araç üzerinde birden fazla kişinin elbirliği mülkiyetinin bulunması, trafik kazasından doğan sorumluluğun bütün mirasçılara otomatik ve aynı biçimde yükletileceği anlamına gelmez. Karayolları Trafik Kanunu bakımından asıl soru, kaza tarihinde aracın “işleteni”nin kim olduğudur. Trafik sicilindeki kayıt güçlü bir başlangıç karinesi oluşturur; fakat aracın kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere başka biri tarafından işletildiği ve fiilî tasarrufun bu kişide bulunduğu ispatlanabilir.

Araç, koruma kalkanı ve hasar dosyası

Bu nedenle yalnız veraset ilamına, yalnız araç ruhsatına veya yalnız direksiyondaki kişiye bakmak yeterli değildir. Mülkiyet, işleten sıfatı, sürücünün kusuru ve sigorta teminatı ayrı ayrı incelenmelidir.

Elbirliği mülkiyetinde araç kime aittir?

Türk Medeni Kanunu’na göre elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları bulunmaz; her ortağın hakkı ortaklığa giren malın tamamına yayılır. Miras, ölümle birlikte mirasçılara geçer ve paylaşmaya kadar mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olur. Araç da terekeye dâhilse, paylaşım veya geçerli bir devir yapılıncaya kadar bu hukuki topluluğun içinde kalır.

Bu yapı, mirasçıların aracı diledikleri gibi tek başına devredebileceği anlamına gelmez. Kural olarak yönetim ve tasarruf işlemleri birlikte hareket etmeyi gerektirir. Ancak aracın fiilen tek bir mirasçının elinde bulunması mümkündür. İşleten sorumluluğunda bu fiilî durum önemlidir; çünkü trafik hukukunun risk sorumluluğu, araçtan ekonomik yarar sağlayan ve araç üzerindeki hâkimiyeti taşıyan kişiye yönelir.

İşleten ile sürücü aynı kişi olmak zorunda değildir

Sürücü, kaza anında aracı kullanan kişidir. İşleten ise KTK m. 3’teki tanıma göre kural olarak araç sahibi veya sicilde mülkiyeti muhafaza kaydıyla alıcı görünen kişidir. Uzun süreli kiracı, ödünç alan ya da rehin alan kişi de koşulları varsa işleten sayılabilir. Sicilde sahibi görünen kişi, başka birinin aracı kendi hesabına ve riski kendisine ait biçimde işlettiğini ve araç üzerinde fiilî tasarruf sahibi olduğunu ispatlarsa gerçek işleten bu kişi kabul edilebilir.

Örneğin miras kalan otomobili sürekli kullanan, bakım ve vergi giderlerini karşılayan, anahtarları elinde tutan ve araçtan kendi yararına faydalanan tek bir mirasçı bulunabilir. Bu olgular, diğer mirasçıların aracı hiç kullanmaması ve kullanım üzerinde gerçek bir denetiminin bulunmamasıyla birlikte değerlendirildiğinde işleten karinesinin tartışılmasını sağlayabilir. Bir defalık kısa kullanım veya aile içindeki sıradan izin ise tek başına işleten sıfatının el değiştirdiğini göstermez.

Her mirasçı işleten sayılır mı?

Elbirliği mülkiyetinin kendisi bu soruya kesin bir “evet” cevabı vermez. Sicil ve miras kayıtları nedeniyle mirasçılar yönünden malik-işleten karinesi gündeme gelebilir. Buna karşılık işleten sıfatının başka bir mirasçıda veya üçüncü kişide toplandığı, somut kullanım ve hâkimiyet delilleriyle ileri sürülebilir.

Mahkeme özellikle şu noktaları araştırabilir:

  • Aracı kimin sürekli kullandığı ve anahtarların kimde bulunduğu
  • Yakıt, bakım, muayene, vergi ve sigorta giderlerini kimin ödediği
  • Aracın kim tarafından, hangi amaçla ve kimin hesabına kullanıldığı
  • Diğer mirasçıların kullanım üzerinde fiilî veya hukuki denetim imkânının bulunup bulunmadığı
  • Uzun süreli kullanım, kiralama veya ödünç ilişkisini gösteren yazılı kayıtlar
  • Sigorta poliçesindeki bilgiler, hasar dosyası, mesajlar ve tanık anlatımları

Bu değerlendirme olaya özgüdür. Bir mirasçının “ben kullanmıyordum” demesi tek başına yeterli olmayabileceği gibi, ruhsatta murisin adının yazması da fiilî işleten tartışmasını kendiliğinden kapatmaz.

Kazadan doğan talepler kime yöneltilebilir?

Bir motorlu aracın işletilmesi ölüm, yaralanma veya bir malın zararına yol açarsa, KTK’nın 85. maddesindeki şartlarla işleten tehlike sorumluluğu taşır. Kusurlu sürücünün Türk Borçlar Kanunu’na dayanan kişisel sorumluluğu da ayrıca doğabilir. İşleten ve sürücü aynı kişi değilse, zarar gören somut olaya göre birden fazla sorumluya başvurabilir.

Zorunlu mali sorumluluk sigortacısı, işletenin üçüncü kişilere karşı doğan sorumluluğunu poliçe limiti ve teminat kapsamı içinde karşılar. Bu nedenle davadan önce kaza tarihindeki poliçe, teminat limiti, hasar dosyası ve sigortacıya yapılan başvurunun sonucu belirlenmelidir. Sigorta şirketinin ödeme yapması, limit üstündeki zarar veya teminat dışı kalan kalemler bakımından diğer sorumlulara başvuruyu her zaman ortadan kaldırmaz. Sigortacının özel kanun ve sözleşme şartlarına dayalı rücu hakkı da ayrı bir meseledir.

İşleten sorumluluktan nasıl kurtulabilir?

İşleten sıfatının hiç bulunmadığının ispatı ile işleten olduğu hâlde sorumluluktan kurtuluş aynı şey değildir. KTK’da işletenin sorumluluktan kurtulması için kazanın mücbir sebepten veya zarar görenin ya da üçüncü kişinin ağır kusurundan kaynaklandığını ve kendisinin ya da eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kusurunun bulunmadığını ve araçtaki bir bozukluğun kazayı etkilemediğini ispatlamasına ilişkin özel koşullar vardır. Bu sıkı şartlar sağlanmıyorsa kusursuzluk iddiası tek başına sonucu belirlemez. Zarar görenin ortak kusuru ise tazminatta indirim nedeni olabilir.

Aracın izinsiz alınması da otomatik bir savunma değildir. Gerçekten çalınma veya gasp bulunup bulunmadığı, işletenin olayda kusuru olup olmadığı ve aracı alan kişinin eylemleri birlikte değerlendirilir. Aile içinde uzun süredir bilinen ve karşı çıkılmayan kullanımın sonradan “izinsizdi” diye nitelendirilmesi delillerle sınanır.

Mirasçılar açısından pratik risk yönetimi

Murisin ölümünden sonra aracın sicil, sigorta ve fiilî kullanım durumunun uzun süre belirsiz bırakılması uyuşmazlık riskini artırır. Mirasçılar aracın kimde bulunduğunu tutanakla belirleyebilir; kullanılmayacaksa anahtar ve belgelerin muhafazasını düzenleyebilir; sigorta teminatını kesintiye uğratmamalı ve paylaşım ya da devir işlemlerini geciktirmemelidir. Aracı tek kişinin kullanacağı kararlaştırılmışsa yazılı bir düzenleme, üçüncü kişilere karşı her sorunu kendiliğinden çözmese de fiilî ilişkinin ispatında önem taşıyabilir.

Bir kaza gerçekleşmişse trafik tutanağı, kamera görüntüsü, poliçe, ruhsat, veraset belgesi, ödeme kayıtları ve aracın uzun süreli kullanımını gösteren iletişimler korunmalıdır. Davada doğru tarafın belirlenmesi, sadece mülkiyet kaydına değil kaza tarihindeki ekonomik yarar ve fiilî hâkimiyet tablosuna bağlıdır.

Sonuç

Elbirliği mülkiyetine tabi bir araçta mirasçılık ile işleten sıfatı örtüşebilir, fakat her olayda zorunlu olarak aynı değildir. Sicil kaydı malik yönünden karine yaratırken, aracın kendi hesabına ve riski kendisine ait olarak başka biri tarafından işletildiği somut delillerle kanıtlanabilir. Sürücünün kusuru, işletenin tehlike sorumluluğu ve sigortacının teminat borcu ayrı hukuki katmanlardır. Bu yüzden taraf ve talep belirlenmeden önce aracın kaza günündeki gerçek kullanım düzeni ayrıntılı biçimde ortaya konulmalıdır.

İçerik kapsamı: Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; somut olayın özellikleri ayrıca değerlendirilmelidir.

Kaynaklar ve hukuki dayanaklar
  1. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m. 3, 85-91 ve 109 — Kaynağı aç
  2. Türk Medeni Kanunu m. 599 ve 640 ile 701-703 — Kaynağı aç
  3. Anayasa Mahkemesi, B. No: 2014/8060 — işleten kavramı ve fiilî tasarruf — Kaynağı aç