Haksız fiilden doğan bir tazminat davası yalnız davalının yerleşim yerinde açılmak zorunda değildir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 16. maddesi zarar görene birden fazla seçimlik yetki imkânı tanır. Buna göre dava; fiilin işlendiği, zararın meydana geldiği, zararın meydana gelme ihtimalinin bulunduğu yer veya zarar görenin yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir.
Bu seçenekler, davacıya tanınmış dört ayrı seçimlik bağlantı noktasıdır. Davacı, somut olayda gerçekten mevcut olan bağlantılardan birini seçebilir. Bununla birlikte yetkili mahkeme ile görevli mahkeme aynı şey değildir; doğru şehir seçilmiş olsa bile dava yanlış mahkeme türünde açılabilir.
HMK m. 16’daki dört yetkili yer
Haksız fiil davalarında özel yetki kuralı şu yerleri kapsar:
- Haksız fiilin işlendiği yer: Hukuka aykırı davranışın gerçekleştirildiği yerdir.
- Zararın meydana geldiği yer: Davranıştan doğan zararlı sonucun ortaya çıktığı yerdir.
- Zararın meydana gelme ihtimalinin bulunduğu yer: Henüz gerçekleşmemiş ancak somut biçimde beklenen zarar bakımından koruma sağlar.
- Zarar görenin yerleşim yeri: Zarar gören kişinin Türk Medeni Kanunu anlamındaki yerleşim yeridir.
Bu düzenleme, genel yetki kuralını kaldırmaz. HMK m. 6 uyarınca davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi de kural olarak yetkilidir. Sonuçta davacı, genel yetkili mahkeme ile HMK m. 16’daki özel yetkili mahkemeler arasında seçim yapabilir.
Fiilin işlendiği yer ile zararın meydana geldiği yer aynı olmayabilir
Klasik bir trafik kazasında hareket ve zarar çoğu zaman aynı yerde gerçekleşir. Ancak internet yayını, ürün sorumluluğu, çevre zararı veya uzaktan gerçekleştirilen bir işlemde bu iki yer ayrılabilir.
Örneğin hukuka aykırı içerik bir şehirde sisteme yüklenmiş, kişinin ticari veya kişisel itibarı başka bir yerde somut olarak etkilenmiş olabilir. Yine hatalı üretilen bir ürün üretim yerinden farklı bir yerde zarara sebep olabilir. Mahkeme bağlantıyı değerlendirirken soyut olarak “internet her yerde erişilebilir” demekle yetinmemeli; fiil ve zararın somut olayla gerçek ilişkisini araştırmalıdır.
Zarar ihtimali hangi davalarda önem taşır?
HMK m. 16 yalnız gerçekleşmiş zararı değil, zararın meydana gelme ihtimalinin bulunduğu yeri de sayar. Bu bağlantı özellikle tehlikenin önlenmesine yönelik taleplerde önem kazanabilir. Ancak uzak, varsayımsal veya davacı tarafından yapay biçimde oluşturulmuş bir ihtimal yetki kurmaya yeterli görülmemelidir.
İleri sürülen riskin olayın olağan akışı, mevcut davranış ve delillerle belirli bir yerle bağlantısı gösterilmelidir. Zarar ihtimali ile davanın esastan kabul şartları da karıştırılmamalıdır: Bir yerin yetkili olması, hukuka aykırılık ve sorumluluğun kanıtlandığı anlamına gelmez.
Zarar görenin yerleşim yeri nasıl belirlenir?
Yerleşim yeri, kişinin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir. Nüfus kaydı önemli bir emare olsa da her durumda tek başına belirleyici değildir. Geçici olarak bulunulan otel, yazlık veya iş seyahati adresi sırf zarar orada hissedildiği iddiasıyla “yerleşim yeri” hâline gelmez.
Tüzel kişilerde merkez adresi, ilgili sicil kayıtları ve özel düzenlemeler dikkate alınır. Şube işlemlerinden doğan davalarda HMK m. 14’teki şube yetkisi de ayrıca gündeme gelebilir.
Birden fazla zarar gören veya davalı varsa
Aynı olaydan birden fazla kişi zarar görmüşse her zarar görenin yerleşim yeri ayrı olabilir. Bununla birlikte davaların birlikte açılabilmesi; talepler arasındaki bağlantıya, dava arkadaşlığının şartlarına ve seçilen mahkemenin bütün taraflar yönünden yetkisine bağlıdır.
Birden fazla davalı bulunması hâlinde HMK m. 7’deki genel kural da değerlendirilir. Davalılardan birinin yerleşim yeri mahkemesinde dava açılabilmesi için, bir davalının sırf kendi yerleşim yeri mahkemesinden uzaklaştırılması amacıyla davaya dâhil edilmemiş olması gerekir. Sorumlular arasında işleten, sürücü, işveren, sigortacı veya kamu idaresi bulunması, görev ve yetki bakımından farklı özel hükümleri gündeme getirebilir.
Görev ile yetki neden karıştırılmamalıdır?
Yetki, davanın coğrafi olarak hangi yerde görüleceğini; görev ise hangi yargı kolu ve mahkeme türünün davaya bakacağını belirler. Haksız fiil iddiası her zaman asliye hukuk mahkemesinde görülmez.
Uyuşmazlığın niteliğine göre:
- tüketici mahkemesi,
- iş mahkemesi,
- asliye ticaret mahkemesi,
- idare mahkemesi,
- fikrî ve sınai haklar hukuk mahkemesi
görevli olabilir. Örneğin tüketici işlemi içindeki ayıplı ürünün zarara yol açması ile iki gerçek kişi arasındaki sıradan haksız fiil aynı görev kuralına tabi değildir. Önce görev, ardından coğrafi yetki belirlenmelidir.
HMK m. 16 kesin yetki kuralı mıdır?
HMK m. 16’daki yetki genel olarak kesin yetki değildir. Bu nedenle mahkeme, yetkisizliği kural olarak kendiliğinden gözetmez. Davalı, cevap süresi içinde yetki itirazında bulunmalı ve yetkili olduğunu ileri sürdüğü mahkemeyi göstermelidir. Birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi açıkça belirtmesi gerekir.
Usulüne uygun ve zamanında yetki itirazı yapılmazsa, başlangıçta yetkisiz olan mahkeme yetkili hâle gelebilir. Buna karşılık taşınmazın aynına ilişkin davalar gibi kesin yetki bulunan hâllerde mahkeme yetkiyi kendiliğinden inceler. Davanın haksız fiil olarak adlandırılması, gerçekte kesin yetkiye tabi başka bir dava türünün kurallarını bertaraf etmez.
Yetki itirazında hangi bilgiler incelenir?
Yetki tartışmasında dava dilekçesindeki hukuki etiket değil, ileri sürülen vakıalar esas alınır. Dosyada şu belgeler önem taşıyabilir:
- olay ve zarar yerini gösteren tutanaklar,
- hastane, servis veya teslim kayıtları,
- şirket ve şube sicil bilgileri,
- tarafların yerleşim yeri kayıtları,
- dijital işlem ve yayınların somut bağlantısını gösteren kayıtlar,
- sözleşme ve varsa geçerli yetki şartı.
Tacirler veya kamu tüzel kişileri arasında yapılmış bir yetki sözleşmesi varsa HMK m. 17-18 şartları da incelenir. Haksız fiil iddiası bulunması, geçerli bir yetki sözleşmesini her durumda etkisiz kılmaz; sözleşmenin kapsamı belirleyicidir.
Zamanaşımı yönünden dikkat
Yetkisiz mahkemede dava açılması her durumda talebin kaybedildiği anlamına gelmez. Yetkisizlik kararından sonra dosyanın görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesi için HMK m. 20’deki iki haftalık süreye uyulursa dava devam eder. Süresinde gönderme talep edilmezse dava açılmamış sayılır.
Bu sonuç, özellikle zamanaşımı süresinin dolmak üzere olduğu haksız fiil dosyalarında önemlidir. Yetki kararının kesinleşmesi ve gönderme süresinin başlangıcı dikkatle takip edilmelidir.
Sonuç
HMK m. 16, zarar görene geniş ama sınırsız olmayan bir seçim hakkı verir. Davalının yerleşim yeri dışında fiilin işlendiği, zararın doğduğu, zarar ihtimalinin bulunduğu veya zarar görenin yerleşim yeri mahkemesinde dava açılabilir. Seçilen yerin olayla gerçek bağlantısı gösterilmeli; görev, kesin yetki ve özel kanun hükümleri ayrıca kontrol edilmelidir.
İçerik kapsamı: Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; somut olayın özellikleri ayrıca değerlendirilmelidir.
