Pasif husumet yokluğu, yaygın kullanımın aksine bir dava şartı eksikliği değildir. Doğru kavram davalı sıfatının bulunmamasıdır. Davalı olarak gösterilen kişinin, dava konusu maddi hukuk ilişkisinde talebin yöneltilebileceği kişi olmadığı sonucuna varılırsa dava o kişi yönünden sıfat yokluğu nedeniyle reddedilir.
Bu ayrım yalnız teorik değildir. Ret kararının usulden mi esastan mı verileceğini, yanlışlığın nasıl giderilebileceğini, kesin hükmü ve yargılama giderlerini doğrudan etkiler.
Pasif husumet ile davalı sıfatı neyi ifade eder?
Bir davada aktif sıfat, talep edilen hakkın sahibi olmayı; pasif sıfat ise o talebin kendisine yöneltilebileceği kişi olmayı anlatır. Örneğin sözleşmeden doğan bir alacak talebi kural olarak sözleşmenin borçlusuna, haksız fiil tazminatı talebi ise sorumluluk şartları kendisi yönünden gerçekleşen kişiye yöneltilir.
Bir kişinin davada taraf olarak yazılabilmesi ile davalı sıfatına sahip olması farklı meselelerdir. Tüzel kişiliği bulunan bir şirket taraf ehliyetine sahiptir; ancak dava konusu borcun borçlusu başka bir şirketse ilk şirketin pasif sıfatı bulunmayabilir.
Neden dava şartı değildir?
HMK m. 114’te taraf ehliyeti, dava ehliyeti, davayı takip yetkisi, görev, kesin yetki ve hukuki yarar gibi dava şartları sayılır. Taraf sıfatı bu listede yer almaz; çünkü sıfat, usul ilişkisinden önce dava konusu hakkın maddi hukuk bakımından kime ait olduğu ve kime karşı ileri sürülebileceğiyle ilgilidir.
Anayasa Mahkemesinin kararlarında aktarılan yerleşik yaklaşıma göre de taraf sıfatı maddi hukuka ilişkin bir sorundur. Mahkeme, davalının sıfatı bulunmadığını tespit ederse dava şartı yokluğundan usulden ret değil, sıfat yokluğundan esastan ret kararı verir.
Mahkeme pasif husumeti kendiliğinden inceler mi?
Evet. Taraflar ileri sürmemiş olsa da mahkeme, uyuşmazlığın tarafları ile maddi hukuk ilişkisini değerlendirirken sıfatı kendiliğinden gözetir. Sıfat yokluğu bir def’i değil, itiraz niteliğindedir; yargılamanın ilerleyen aşamalarında da ileri sürülebilir.
Ancak “kendiliğinden inceleme”, hâkimin davacı yerine doğru davalıyı araştırıp davaya ekleyeceği anlamına gelmez. Taraflar, taleplerini ve dayandıkları vakıaları ortaya koymak; ilgili sözleşme, kayıt ve belgeleri sunmakla yükümlüdür. Hâkimin hukuki nitelendirme yetkisi, taraf değişikliği kurallarını ortadan kaldırmaz.
Taraf ehliyeti, davayı takip yetkisi ve sıfat birbirinden nasıl ayrılır?
Karışıklığı önlemek için üç kavramı ayrı ele almak gerekir:
- Taraf ehliyeti, kişinin davada taraf olabilme kapasitesidir. Gerçek kişiler ve tüzel kişiler kural olarak bu ehliyete sahiptir.
- Davayı takip yetkisi, talep sonucu hakkında hüküm alabilmek için usul işlemlerini kendi adına yürütebilme yetkisidir. Bazı hâllerde kanun bu yetkiyi hakkın sahibinden başka bir kişiye verebilir.
- Taraf sıfatı, maddi hukuk ilişkisinin gerçek alacaklısı veya borçlusu olmayı ifade eder.
Yanlış şirket unvanının yazılması bazen düzeltilebilir bir maddi hata iken, borçla ilgisi olmayan bambaşka bir tüzel kişiye dava açılması pasif sıfat sorunu doğurur. Hangi durumun bulunduğu, yalnız dilekçedeki başlığa değil somut hukuki ilişkiye göre belirlenir.
Yanlış davalı gösterilmişse dava hemen reddedilir mi?
Her yanlışlık aynı sonuca yol açmaz. HMK m. 124, taraf değişikliğini kural olarak karşı tarafın açık rızasına bağlar. Bununla birlikte maddi hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği taleplerinin rıza aranmaksızın kabul edilebileceği sınırlı durumlar vardır. Kabul edilebilir bir yanılgıya dayanan yanlış taraf gösterilmesinde de kanundaki şartlarla değişikliğe izin verilebilir.
Bu hükümler, yanlış davalı seçilen her dosyada otomatik taraf değişikliği yapılacağı anlamına gelmez. Mahkeme özellikle şu noktaları değerlendirir:
- Yanlışlık basit bir ad veya unvan hatası mı?
- Dava dilekçesindeki vakıalar gerçekte hangi kişiyi gösteriyor?
- Davacının yanlış kişiyi seçmesinde kabul edilebilir bir yanılgı var mı?
- Değişiklik dürüstlük kuralına uygun mu?
- Yeni kişi, önceki davalının devamı veya aynı tüzel kişiliğin doğru unvanı mı; yoksa tamamen farklı bir hukuk öznesi mi?
Taraf değişikliğine izin verilmesi hâlinde davadan çıkarılan kişinin lehine yargılama giderine hükmedilebilmesi de mümkündür.
Pasif husumet yokluğundan ret kararının sonuçları
Sıfat yokluğundan ret, ilgili davalı yönünden esasa ilişkin bir karardır. Bu nedenle aynı taraflar arasında aynı maddi hukuk ilişkisine dayanılarak yeniden dava açılması kesin hüküm itirazıyla karşılaşabilir. Buna karşılık doğru davalı farklı bir kişiyse, önceki hükmün o kişi bakımından kesin hüküm oluşturup oluşturmadığı ayrıca incelenir.
Yanlış kişiye açılan dava, doğru borçluya karşı zamanaşımını her durumda kesmiş sayılmaz. Dava sürerken zamanaşımı veya hak düşürücü süre dolabilir. “Mahkeme doğru davalıyı zaten ekler” düşüncesi bu nedenle ciddi hak kaybı yaratabilir.
Esastan ret nedeniyle davalı lehine vekâlet ücreti ve diğer yargılama giderleri de gündeme gelir. Tutar, karar tarihindeki tarife ile davanın niteliğine göre belirlenir.
Pasif husumet itirazı nasıl değerlendirilir?
Davalının yalnız “husumet yok” demesi yeterli bir savunma değildir. İtirazın maddi hukuk bağlantısı açıklanmalıdır. Örneğin:
- Sözleşmenin tarafı kimdir?
- Borç veya sorumluluk hangi işlemden doğmuştur?
- Devir, birleşme, işyeri devri veya miras gibi bir halefiyet var mıdır?
- Vekil, acente, şube, işletme veya şirketler topluluğu içinde hangi tüzel kişi borç altına girmiştir?
- Özel kanun davanın belirli bir kuruma ya da kişiye yöneltilmesini mi emretmektedir?
Mahkeme de yalnız ticaret sicil unvanına bakmakla yetinmemeli; dava dilekçesindeki vakıaları, sözleşmeyi ve sorumluluk normunu birlikte incelemelidir. Özellikle kamu kurumları, sigorta ilişkileri, asıl işveren–alt işveren yapıları ve şirketler topluluğunda doğru davalının belirlenmesi özel düzenlemelere bağlı olabilir.
Sonuç
Pasif husumet yokluğu, HMK m. 115 anlamında giderilebilir veya giderilemez dava şartı eksikliği değildir. Dava konusu hakkın kime karşı ileri sürülebileceğini belirleyen maddi hukuk temelli bir sıfat meselesidir. Bu sebeple ret kararı usulden değil, kural olarak esastan verilir.
Dava açılmadan önce sözleşmenin gerçek tarafı, sicil kayıtları, halefiyet ilişkisi ve özel kanundaki sorumluluk düzeni kontrol edilmelidir. Yanlış kişi seçildikten sonra HMK m. 124’teki taraf değişikliği imkânı değerlendirilebilir; fakat bu hüküm bütün yanlışlıkları kendiliğinden düzelten genel bir güvence değildir.
İçerik kapsamı: Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; somut olayın özellikleri ayrıca değerlendirilmelidir.
